Pazarlamanın geleceğinden bahsederken akıl sağlığından bahsetmemek, gözleriniz bağlı bir şekilde gelecek bilimi yapmaya benzer.
Pazarlamanın geleceğinin neler getireceğine dair birçok öngörü var. Belki de zaten oradayız. Anlık trendler, yapay zeka, otomasyon, hiper kişiselleştirme gibi konularda çok konuşuluyor... Hepsi şirketleri rekabette bir adım önde tutmak için.
Elbette, tüm bunlar önemli. Ancak daha da önemli olan ve sürekli göz ardı edilen başka bir şey daha var: dijital pazarlamanın tüketiciler, daha doğrusu sektörün artık "kullanıcılar" olarak adlandırdığı kesim üzerindeki etkileri.
Çalışmalar, makaleler ve kitaplar, bu sistemin zihinsel ve fiziksel sağlık üzerindeki etkileri konusunda uyarılarda bulunuyor. Örneğin Jonathan Haidt, sosyal medyanın nasıl sessiz bir kaygı, karşılaştırma ve bağımlılık salgınını körüklediğini gösteriyor.
Şirketler dikkat çekmek için yarışırken, çok az kişi kendine şu soruyu soruyor: Neden tıkladığımız şeye tıklıyoruz? Neden aynı anda hem haz hem de suçluluk hissediyoruz? Neden düşünmeden satın alıyoruz ve sonra pişman oluyoruz?
"Pazarlamanın geleceği"nden bahsederken aslında tam olarak bundan bahsetmeliyiz. Fırsatların, bağlantıların ve farkındalığın olduğu bir gelecek mi olacak?
Yoksa robotların robot insanlara ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın almalarını yönlendirdiği, bizim "katılım" dediğimiz otomatik bir sistem mi olacak?
Düşünmeye değer: Pazarlamamızla ne yapıyoruz?